Savunma mekanizmaları, ruhsal bütünlüğümüzü tehdit eden çatışmalarla başa çıkabilmek için gelişir. Bir düşünceyi, arzuyu ya da duyguyu doğrudan deneyimlemek o dönem için fazla kaygı verici olduğunda, ruhsal aygıt bu deneyimle aramıza bir mesafe koyabilir. Bastırma, inkâr ya da yansıtma gibi savunmalar, katlanılması güç olanı ruhsal yaşam içinde belirli bir biçimde yönetmemizi sağlar.
Bu nedenle savunmaları yalnızca gerçeği çarpıtan ya da bizi kendimizden uzaklaştıran mekanizmalar olarak görmek eksik kalır. Her savunmanın ardında, kişinin belirli bir çatışmayla baş edebilme çabası vardır. Bir dönem için başka türlü başa çıkılamayan bir deneyim, savunma sayesinde ruhsal olarak taşınabilir hâle gelmiş olabilir.
Ancak koşullar değişse de savunma biçimi varlığını sürdürebilir. Geçmişte koruyucu olan bir mekanizma, bugün kişinin ilişkilerini, arzularını ve kendisiyle kurduğu bağı sınırlamaya başlayabilir. Örneğin incinmekten korunmak için duygularını bastırmayı öğrenen biri, artık güvende olduğu ilişkilerde bile yakınlık kurmakta zorlanabilir. Bir zamanlar koruyan mesafe, zamanla aşılması güç bir sınıra dönüşebilir.
Freud’un savunma kavramı, ruhsal çatışmaların nasıl yönetildiğini anlamamıza yardımcı olur. Lacan’ın özne anlayışı ise kendimiz hakkında bildiklerimizin ve kendimizi tanımlama biçimimizin bütünüyle şeffaf olmadığını hatırlatır. Savunmalar yalnızca belirli duygulardan uzak durmamızı sağlamaz; kendimiz hakkında sürdürdüğümüz anlatının ve dünyadaki yerimizi koruma biçimimizin de bir parçası olabilir.
Psikanalitik çalışmada amaç, savunmaları ortadan kaldırmak değildir. Bir savunmanın hangi çatışma karşısında ortaya çıktığını, neyi koruduğunu ve bugün nasıl bir bedeli olduğunu anlamaktır. Çünkü bir zamanlar gerekli olan bir başa çıkma biçimini bırakabilmek, onun bir zamanlar neden gerekli olduğunu da anlayabilmeyi gerektirir.
